Nedir.Org *
admin

Düzyazı Nedir

Okunma : 16504

Düzyazı Tanımı Sözlük Anlamları

1. Bir düşünceyi, duyguyu ya da konuyu, ölçü, uyak gibi kurallara bağlı olmadan dilbilgisi ve sözdizimine uygun tümcelerle yazma.
2. Düzyazı ile yazılmış metin.
3. Nesir, edebiyatta düzyazı sanatı. Dil kurallarından başka hiçbir ölçüye bağlı olmayan düz ve tabu anlatma yolu.

Düzyazı yani Nesir (Özet)

Düzyazı (nesir), dil kurallarından başka hiçbir kurala bağlı olmayan, konuşma diline yakın olan doğal anlatım yoludur. Terim olarak önceleri düzyazı yerine inşâ, düz yazı yazarına münşî denirdi. Sonradan inşa nesir, münşi nâsir oldu. Günümüzde nesir yerine düzyazı, hatta yalnızca yazı ve nâsir yerine yazar terimleri kullanılmaktadır.
 
Yazı öncesi dönemden yakın çağlara kadar düzyazı sanat sayılmadığı için ve anlatılanları hatırda tutmak güç olduğu için, düzyazı ile sanat eseri üretilmemiştir. En eski düzyazı kalıntıları olan atasözlerinin iç uyaklı, aliterasyonlu yapısı, onların ilk ortaya çıktığı dönemlerde de şiir olabileceğini düşündürmektedir. Düzyazı bügünkü işlekleğini matbaaya borçludur. Matbaa bulununca, bütün yazılar basılarak çoğaltılmaya başlandı. Bilgiler daha çok insana ulaştı. Bu da insanlara hoşa gideni, öğrenilmesi gerekeni ezberlemek yerine, el altında bulundurularak gerektiğinde yararlanmak kolaylığı sağladı. Okuyucu kitlesinde artış oldu. Bellekler ezberleme işinden ve ezber yükünden kurtulunca, asıl işlevi olan düşünme işlevini yaptıve düşünce üretmeye başladı. Üretilen düşünceler yazılıp yayınlanarak, eser sayısı arttı. Yazılanlar tartışmalara yol açtı; tartışmalar, bilimsel doğruların çoğalmasını sağladı.
 
Demek ki, düzyazının şiir gibi kurallı olmaması, onu değersiz kılmaz; üstelik içeriği iyi, anlatımı güzel bir düzyazı en az şiir kadar değerli sayılır.

Düzyazı Nedir

Düzyazı, dil kurallarından başka hiçbir kurala bağlı olmayan, konuşma diline yakın olan doğal anlatım yoludur. Kesin bir ölçü değilse de şiirle duygular, düzyazıile düşünceler daha iyi anlatılır. Yazıtların dilinin konuşma dili ile aynı olduğu görüşü yaygındır. Uygur yazmalarında bir iki yabancı sözcük, daha sonra İslâm dininin etkisi ile Farsça, Arapça sözcükler girer.
 
Türk halkının Orta Asya'dan beri anlatımını sürdürdüğü masallar, destanlar, halk hikâyeleri, Kuran açıklamaları birer düzyazı örneği sayılabilir. Düzyazı dili Tanzimattan sonra başlatılan dilde yalınlaşma çabaları ve Dil Kurumunun çalışmaları sonucu konuşma diline yaklaştı.
 
Göktürklerde harfler bitiştirilmez. Yazı yukarıdan aşağıya doğru yazılır. Uygur alfabesi ve Arap alfabesinde harfler başta, ortada, sonda değişik biçimler alır. Yazı sağdan sola doğru yazılır.
 
Türklerdeki ilk noktalama işareti, Orhun Yazıtlarında kullanılan iki nokta üst üstedir (:) Uygurlar kimi zaman cümle bitimlerine nokta (.) koymuşlar. Arap yazısıkullanılırken harf ler harekelenmiş; kimi zaman cümle bitimlerine nokta (.) konmuştur. Bugünkü anlamda noktalama uygulamasında Batı edebiyatı ile tanışmanın etkisi büyüktür.
 
Göktürk Yazıtlarında bin kadar sözcük varken, Caferoğlu'nun Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü'nün üçüncü baskısında 7500 sözcük, Divan ü Lugat-it-Türk'te bir o kadar sözcük, Türk Dil Kurumunun 1998 basımıolan Türkçe Sözlük'te bugün kullanılan 75.000 sözcük bulunması Türkçenin sözvarlığına bir ölçü olabilir.
 
Göktürkçede cümle yapısıgenellikle basittir. Uygur Türkçesinde cümleler başıedatları, kullanılmaya başlanan zarf tümleçler ile biraz uzar. İslâmiyetin kabul edilmesinden sonra bağl açlarla cümleler uzatılır. 1928'deki harf devrimi, 1932'de Atatürk'ün çabaları ile kurulan Türk Dil Kurumu'nun çalışmaları sonucunda düzyazı anlatım dili bugünkü duruma gelmiştir.
 
Türklerin ilk düzyazılarında konu günlük yaşam ve savaştır. Uygurlarda, İslâm uygarlığı etkisinde tıp, fal, din, tarih, sözlük, seyahatname, mektup gibi birçok konu işlenmiştir.
 
Düzyazıda asıl önemli konu çeşitlemesi Tanzimat'tan sonra olur.
 
Türk edebiyatının ilk düzyazı örnekleri atasözleridir. Türklerin ilk düzyazı yazarı Tonyukuk ile Yullug Tigin'dir. Uygur Türkçesiyle yazılanSekiz Yükmek, Uygur Buda dinindeki en derli toplu ilk din kitabıdır. Orta Türkçe Döneminde Kaşgarlı Mahmut'un yazdığı Divan-ı Lugat-it Türk adlı sözlüğü bu dönemin düzyazı örneği sayabiliriz. Dede Korkut kitabı Türk nesrinin elde bulunan önemli örneklerinden biridir.

Düzyazı Çeşitleri Nelerdir

Makale, Deneme, Fıkra, Öykü, Roman, Gezi Yazısı, Röportaj, Mektup, Sohbet (Söyleşi), Monografi, Biyografi, Otobiyografi, Söylev, Portre, Hatıra, Günlük, Masal

Düzyazı Türleri ve Özellikleri

MAKALE

Bir konuda bilgi vermek, bir gerçeği savunmak için yazılan, türlü kanıtlar ileri sürerek, bunları bilimsel biçimde inceleyen gazete ve dergi yazılarına “makale” denir. Her konuda makale yazılabilir. Düşünce yazılarının en ağırbaşlı ve en zor olanıdır. Makalelerde genel olarak bilimsel bir dil kullanılır, ciddi bir üslup vardır. Öğreticilik esas olduğu için yalın bir dil; açık, anlaşılır bir anlatım tercih edilir. Makale, edebiyatımıza Tanzimat döneminde gazete ile birlikte Batıdan giren bir türdür.

DENEME

Bir yazarın, herhangi bir konuyla ilgili görüş ve düşüncelerini hiçbir iddiaya yer vermeden, kesin yargılara varmadan, kanıtlama gereği duymadan anlattığı yazı türüne “deneme” denir. Denemede konu sınırlaması, belli bir biçime bağlı kalma zorunluluğu yoktur. Yazar, konu seçiminde özgürdür. Yazar, kendi kendine konuşur gibi bir anlatım rahatlığı içindedir. Bu türü, Montaigne, Essais (Denemeler) adlı yapıtıyla başlatmıştır.

FIKRA

Güncel, siyasal, toplumsal sorunlar üzerine yazılan, dergi ve gazete yazılarına “fıkra” denir. Fıkralarda siyasal ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere, kanıtlara, aşırı ayrıntılara yer verilmez. Makaleler gibi iddialı ve ispatlayıcı yönü ağırlıklı değildir. Fıkra yazarı, gazetesinde geniş kitlelere seslendiği için çoğunlukla kolay anlaşılır bir dille yazar. Nasreddin Hoca fıkraları, Bektaşi fıkraları gibi gülmece nitelikli fıkralar da olmakla birlikte yazılı kompozisyon türü olarak fıkra, düşünsel ağırlıklı kısa, yoğun, günübirlik gazete yazılardır.

ÖYKÜ

Yaşanmış veya yaşanması mümkün olan olayların okuyucuya okuma zevki verecek şekilde anlatıldığı yazı türüne “öykü” denir. Bu anlatı türüne eskiden hikâye denirdi. Öykü kısadır, yalın bir olay örgüsüne sahiptir. Olaya dayalı bir tür olan öyküde yer, zaman, olay ve kişi öğeleri bulunur. Öyküde temelde bir asıl olay bulunur. Olayın geçtiği yer sınırlı, anlatım özlü ve yoğundur. Öyküde belli bir zaman diliminde ve sınırlı bir mekânda yaşanan olay veya olaylar anlatıldığı için çevrenin ve kahramanların tanıtımına pek yer verilmez.

ROMAN

insanın veya çevrenin karakterlerini, göreneklerini inceleyen, serüvenlerini anlatan, duygu ve tutkularını çözümleyen, kurmaca veya gerçek olaylara dayanan uzun edebî türe “roman” denir. Edebiyatımıza Fransız edebiyatından geçmiştir. Romanlarda insanların başlarından geçen veya geçmesi mümkün olan olaylar, yer ve zaman belirtilerek etraflıca anlatılır.
 
Belli bir tarihsel ya da coğrafi çevre içindeki belli bir kişi ya da bir grup insanın başından geçenleri, bu insan ya da insanların iç ve dış yaşantılarını belli bir kronolojik, mantıksal, duygusal ya da sanatsal ilişkiyi gözeterek öyküleyen ve belli bir uzunluğu aşan anlatılardır romanlar. Edebi türler içinde en yenisidir. Matbaanın bulunması ve kentsoylu bir okur kitlesinin ortaya çıkmasından sonra gelişmiştir.
 
Romanlar, işledikleri konulara ve üslûplarına göre “tarihî roman, macera romanı, polisiye roman, töre romanı, psikolojik roman, nehir roman” gibi çeşitlere ayrılır.
 
Öykü ile romanın benzer ve farklı yönleri
Öykü de roman da olaya dayalı edebi türlerdendir.
Genellikle romanlar uzun, öykülerse kısadır.
Romanlarda kişiler çok, öykülerde ise azdır.
Öyküde tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı birçok olay bulunur.
Romanlar geniş bir zaman kesitinde geçerken, öykülerde bu kesit dardır.
Romanlardaki karakterler genellikle çok yönlü, öykülerdeki karakterlerse tek yönlüdür.
Kahramanların ve çevrenin tanıtımına öykülerde pek yer verilmezken, romanlarda geniş biçimde yer verilir.

GEZİ YAZISI (SEYAHATNAME)

Yurtiçine veya yurtdışına yapılan gezilerde gezilip görülen yerlerin anlatmaya değer ilginç yönlerinin kaleme alındığı edebî yazılara “gezi yazısı” denir. Gezi yazılarında gezginin dikkatini çeken ve farklı bir özellik gösteren insanlar, tarihî ve tabiî güzellikler, farklı kültürler gibi konular güncel olaylarla da bütünleştirilerek edebî bir üslûpla anlatılır; gezilen yerler hakkında bilgi verilir. Okur, gezi yazısını okurken, sanki o yerleri yazarla birlikte gezer gibi olur.

RÖPORTAJ

Herhangi bir konu ya da sorunun değişik boyutlarıyla ele alınıp işlendiği gazete ve dergi yazılarına “röportaj” denir. Röportajcı, yalnız gördükleriyle, izlenimleriyle yetinmez. Konuyla ilgili derinlemesine araştırma ve inceleme yapar, ilgililerin bilgisine başvurur. Röportajcının amacı, konuyu çarpıtmadan, kamuoyunu aydınlatmaktır. Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi, aynı konuda dizi yazı da olabilir.

MEKTUP

Bir insanın dileğini, duygu ve düşüncelerini uzaktaki birine iletmek amacıyla başvurduğu yazı türüne “mektup” denir. Bu yolla ortaya konan ürünlerin en belirgin niteliği; içten olması, bunun yanında kısa ve yoğun anlatımın seçilmesi, dilinin açık ve anlaşılır oluşudur. Mektuplar, içeriğine, amacına, dil ve anlatım özelliklerine göre “ticari mektuplar, kişisel (özel) mektuplar, yazınsal mektuplar” gibi isimler alır.

SOHBET (SÖYLEŞİ)

Yazarın, gündelik olaylarla ilgili düşüncelerini, okuyucu ile karşı karşıya oturup konuşuyormuş gibi içten bir hava içinde yazdığı gazete ve dergi yazılarına “sohbet” denir. Cümleler çoğu zaman devriktir. içtenlik, samimilik ve doğallık sohbetin önde gelen özelliklerindendir. Sohbet yazılarında herkesi ilgilendiren konular seçilir. Yazar, düşüncelerini kabul ettirmek için okuyucularını zorlamaz; kişisel düşüncelerini ileri sürer.

MONOGRAFİ

Ünlü bir kimsenin hayatını, kişiliğini, eserlerini ayrıntılarıyla ele alan veya bilimsel bir alanda özel bir konu ya da sorun üzerine yazılan inceleme yazısına “monografi (tek yazı)” denir. Monografide herhangi bir yer, bir eser, bir yazar, bir olay, bir sorun özel bir görüşle veya bakış açısıyla değerlendirilebileceği gibi bir konu üzerinde derinlemesine bir inceleme de yapılabilir.

BİYOGRAFİ

Bir kişinin yaşamının anlatıldığı eserlere “biyografi” denir. Biyografiye “yaşamöyküsü” de denmektedir. Tarihte ölen kişinin yaşamını ve yapıtlarını öven mezar yazıtları ve cenaze törenlerindeki konuşmalar yaşamöy-külerinin ilk örnekleri sayılabilir. Daha çok, ünlü kişilerin hayatının anlatıldığı biyografilerde kişi tüm yönleriyle tanıtılır. Biyografilerde açık, sade bir dil kullanılır. Divan edebiyatında şairleri anlatan bu eserlere, “tezkire” denirdi.

OTOBİYOGRAFİ

Yazarın kendi yaşamını anlattığı eserlere “otobiyografi” denir. Otobiyografilerde bir kimse kendi yaşadıklarını, başından geçen olayları anlatır. Çoğu zaman bunlarda, sanatçı kendisiyle beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlardan da söz eder.

SÖYLEV (NUTUK, HİTABET)

Bir topluluk önünde belli bir konuda yapılan etkili ve inandırıcı konuşmalara “söylev (nutuk)” denir. Dinleyenleri coşturmak ve belli bir amaca yöneltmek; onlara bir duyguyu, bir düşünceyi, bir isteği, bir ülküyü aşılamak; önemli açıklamalarda bulunmak temel amaçtır. Söylevler; dinleyenlerin algılama düzeylerine, hayal güçlerine, duygularına, ilgilerine göre hazırlanır. Dinleyenleri düşündürür, onlarda ilgi uyandırır, onları coşturur, onlara beklenen davranışı yaptırır.

PORTRE

Bir kimseyi karakteristik özellikleriyle okuyucuya tanıtmak amacıyla yazılan edebî yazılara “portre” denir. Kişinin sadece dış görünüşünün yani boyunun, yüzünün, giyinişinin, hareketlerinin anlatıldığı portreye “fiziksel portre”; iç dünyasının, alışkanlıklarının, duygularının, fikirlerinin, zayıf taraflarının anlatıldığı portreye “ruhsal portre” denir.

HATIRA (ANI)

Bir yazarın kendisini, yaşadığı ya da tanık olduğu olayları, sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazı türüne “anı” denir. Geçmişteki olay üzerine yazılır. Yazar, olayları kendi bakış açısından anlatır. Anılar, yaşandığı dönem hakkında da bilgi verir. Anılarda, yazarın kişisel bakışı söz konusudur. Anılar, aradan zaman geçtikten sonra yazılır. Anılarda o döneme ait çeşitli belgelerden, mektuplardan, dergilerden, gazetelerden yararlanabilir. Anıları ilginç yapan yönlerden biri de tarihe, topluma, sanata yön veren insanların özel bilgiler vermiş olmasıdır. Bu bakımdan anılar belge niteliği taşır.

GÜNLÜK

Yaşanan olayların, izlenimlerin, tarih atılarak, günü gününe yazılması ile oluşan edebi türe “günlük” ya da “ruzname” denir. Günlükler kısadır; olayı yaşayan kişi tarafından yazılır. Bu yüzden yazarın hayatından izler taşır. Bir kimsenin düzenli olarak, günlük olaylarla ilgili yorumlarını, bunlardan kaynaklanan o günkü anlayışlarını, düşüncelerini, üstüne tarih atarak kaleme aldığı kısa yazılardır günlükler.

MASAL

Olağanüstü kişilerin başlarından geçen olağanüstü olayların yer ve zaman belirtilmeden anlatıldığı yazılara “masal” denir. Masallarda yer ve zaman belli değildir; olaylar hayal ürünüdür. Kahramanlar insanüstü nitelikler gösterir. iyilerin hep iyi, kötülerin hep kötü olduğu masallarda iyiler ödüllendirilirken, kötüler cezalandırılır. Öte yandan masallarda evrensel konular işlenir ve eğiticilik esastır. Olaylar miş’li geçmiş zaman kullanılarak anlatılır.

Şiir ile Düzyazı Arasındaki Farklar

Kesin bir ölçü değilse de şiirle duygular, düzyazı ile düşünceler daha iyi anlatılır. Ziya Gökalp de bu görüştedir: "Şuur devrinde şiir susar, şiir devrinde şuur seyirci kalır."

Cumhuriyet öncesi edebiyat dönemlerinde aşktan yiğitliğe, övgüden eleştiriye, mektuptan şehrengize pek çok konu şiir ile işlenmiştir. Şiir düşünce aktarımına düzyazı kadar elverişli değildir. Günümüzdeki bilgi yığınlarını anlatmak için artık şiir yetmez. Düzyazılar; bilgi ise bilgiyi, sanat ise sanatı birtakım mazmunların, söz oyunlarının arkasına gizlemeden verdiklerinden, okuyucu anlatılanlarıdaha kolay anlar. Zaten düzyazı ile yazılmış yazılardan sanat değeri olanlar dışta bırakılırsa, öğreticiliğin ağır bastığı görülür. Şiirin dizesine karşılık düzyazının cümlesi, şiirin bentlerine karşılık düzyazının paragrafı vardır.
 
Şiirde ölçü ve uyak kaygısı olduğu için, istenilen sözcük istenilen yerde kullanılamaz; eşanlamlıları, yakın anlamlılarıkullanılır. Düzyazıda böyle bir kaygı yoktur. Yine aynı nedenden, şiirde cümle ögelerinin yerleri değiştirilebilir, sözcük öbekleri tersine çevrilebilir. Bu da şiir dilindeki düşüncenin açıklığına gölge düşürülebilir; fakat düzyazıda bunlara gerek kalmadan duygu ve düşünce daha kolay anlatılır. Okuyucu da birçok sanat oyunlarıarasına gizlenmişgerçeğe ulaşmaya uğraşmaz.
 
Divan şiirinde birim genellikle beyit olduğundan cümle uzunluğu en çok bir beyittir. Düzyazıda cümleler daha uzun olabilir; bu da kimi zaman anlatımdaki açıklığı bozar.
 
Düzyazı ile öncelikle bilim, sanat ve teknoloji konularında öğretici kitaplar, ders kitapları ve tezler yazılmaktadır.

Düzyazı Resimleri

  • 0
    Düz Yazı Türleri 7 ay önce

    Düz Yazı Türleri

Düzyazı Sunumları

  • 0
    Önizleme: 7 ay önce

    Düz Yazı Türleri Sunusu Örnekleriyle Geniş Anlatım Performans Ödevi İçin Hazırlanmıştır.

    (Göster / Gizle) Sunum İçeriği: Düz metin (text) olarak..
    1. Sayfa
    1ppt_xppt_y

    2. Sayfa
    2Düz Yazı TürleriDENEMEMAKALEFIKRARÖPORTAJSOHBETBİYOGRAFİOTOBİYOGRAFİGÜNLÜKELEŞTİRİHATIRA(ANI)GEZİ (SEYAHAT) YAZISITİYATRO a.Trajedi b.Komedi c.Dram d.Çağdaş Tiyatro e.G.Türk Tiyatrosu f.M.Türk TiyatrosuROMAN►ÖYKÜ ►DESTAN (NAZIM-NESİR KARIŞIK) ►ppt_xppt_y

    3. Sayfa
    3DENEME Herhangi bir konu üzerinde yazarın kesin sonuçlara varmadan, kişisel görüş ve düşüncelerini anlattığı yazı türüne deneme denir. 16. yüzyılda yaşayan Fransız yazarı Montaigne (Monteyn)'den beri, bağımsız bir edebiyat türü olarak biçimlenmeye başlayan deneme, "yazara göre yazı" diye anlatılabilir. Bu çeşit yazılarda konu derinlemesine ele alınmaz. Edebiyatımızda, eskiler, denemeye "kalem tecrübesi adını vermişlerdir.style.visibilityppt_xppt_y

    4. Sayfa
    4Denemede, konu özgürce seçilir. Ölüm, aşk düşünce, özgürlük ve doğa sevgisinden alışkanlıklarımıza değin her şey denemeye konu olabilir.Deneme, okuyucuyu etkileyen ve düşündüren bir yazı türüdür.Denemeci, kendisiyle konuşur gibi, bundan da öte, karşısında biri varmış da onunla dertleşiyormuş gibi yazar.Denemecinin inandırıcılığı, onun ele aldığı konuyu içtenlikle anlatmasından kaynaklanır.

    5. Sayfa
    5Denemecinin öne sürülen her düşünce ya da savı doğrulama, kanıtlama gibi bir kaygısı yoktur. Denemenin makale ve eleştiriden ayrılan yönü budur.Denemede bilgilendirme ve öğretme başta gelen amaç değildir. Bu bakımdan denemeci bir bilim adamı ve felsefeci gibi davranmaz. Deneme yazarı da birtakım öğretilerden, bilgilerden, bilimsel verilerden yararlanır. Ancak işlediği konular, kişisel görüşlere açık konulardır. Yalnız bu bilgiler denemeye dönüşürken yaşamın bir öğesi hâline gelir. Bu da büyük ölçüde onun yaratıcı olmasına bağlıdır.

    6. Sayfa
    6Deneme yazarı ele aldığı konuyu, geleneksel bakıştan farklı bir yaklaşımla işler. Kendi görüş ve düşüncelerini düşünürlerin, ünlü kişilerin özdeyişleriyle destekleyebilir.Denemeci, dilin anlatım inceliklerini tanımalı, anlattıklarını özenle işlemelidir. Usta işi denemeler kalıcılığını korur.

    7. Sayfa
    7Deneme türünün eski örneklerini "deneme" terimi daha kullanılmadan önce Eski Yunan ve Lâtin edebiyatlarında görmekteyiz. Bunlar; Epiktetos‘dan Sohbetler, Eflatun‘dan Kimi Diyaloglar, Çiçero‘dan, kimi eserleridir. Deneme türü 18. yüzyılda önemli bir gelişme göstermiş, daha sonra özellikle romantizm akımından (19. yüzyıl) bu yana yaygınlaşarak, çağdaş edebiyatın en önemli türlerinden biri hâline gelmiştir.Fransız edebiyatında, Montaigne, Alain (Alen); İngiliz edebiyatında Bacon (Beykın), Charles Lamb (Çarls Lamp) önemli deneme yazarlarıdır.Deneme türüne Cumhuriyet döneminde yazarların önem verdikleri görülür.

    8. Sayfa
    www.sunuindir.com8Edebiyatımızda deneme türünde eser veren yazarlar şunlardır: Adnan Adıvar: Dur DüşünNurullah Ataç: Günlerin GetirdiğiAhmet Hamdi Tanpınar: Yaşadığım Gibi Sabahattin Eyuboğlu: Sanat Üzerine DenemelerSuut Kemal Yetkin: Düşün PayıMelih Cevdet Anday: KonuşarakMehmet Kaplan: Nesillerin RuhuCeyhun Atuf Kansu: Köy Öğretmenine MektuplarMermi Uygur: GüneşleSalâh Birsel: Kurutulmuş Felsefe BahçesiVedat Günyol: Daldan DalaOktay Akbal: Yaşamı Yeniden Kurmak

    9. Sayfa
    9MAKALE Yazarın herhangi bir konu üzerindeki görüş ve düşüncelerini kesin sonuçlara vararak ve bunları belgelere dayandırarak anlattığı yazı türüne makale denir. Makale türüyle yazılan yazılar denemeye göre daha bilimsel gazete yazılarıdır.Makalede denemeye göre daha resmi bir dil kullanılır.Makale nesnel( objektif) bakış açısıyla kaleme alınır; deneme ise öznel (subjektif) bakış açısıyla kaleme alınır.style.visibilityppt_xppt_y

    10. Sayfa
    10Makalenin belirleyici özellikleri nelerdir?Düşünsel plânla yazılır.Yazar anlattıklarının doğruluğuna güvenmeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir. İşlenen konu kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmalıdır.Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden yararlanmalıdır.

    11. Sayfa
    11FIKRA ( KÖŞE YAZISI) Yazarın günlük olaylar hakkındaki görüş ve düşüncelerini kaleme aldığı gazete yazılarıdır. Samimi bir dille yazılırlar. Yazar görüşlerini kanıtlamak zorunda değildir. style.visibilityppt_xppt_y

    12. Sayfa
    12Fıkranın belirleyici özellikleri nelerdir?Makale gibi düşünsel plânla yazılır. Fakat makaleden kısa yazılardır.Yazar anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Bilimselden çok kişisel görüşünü açıklar, okuyucusunu kendisi gibi düşündürme kaygısı yoktur.Günübirlik yazılardır, en beğenileni bile birkaç gün sonra unutulur.Yazar, yapmacıklıktan uzaktır. Anlatım yalın ve sade bir dille yapılır.Anlatım yazarın kendine özgü olmalıdır.

    13. Sayfa
    13RÖPORTAJ Güncel bir olayla ilgili karşılıklı konuşmaya dayanan yazı türüdür. Sorular ve bu sorulara ilgili kişilerin cevaplarından oluşur.style.visibilityppt_xppt_y

    14. Sayfa
    14Röportaj türünün belirleyici özellikleri nelerdir?Röportaj da düşünsel plânla yazılır.İşlenen konu; toplumsal, sanatsal olay ya da olgu olmalıdır.Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.Röportaj yazarı; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanmalıdır.Röportaj yazıları zamanla tarihsel belge olabilir.Fotoğraf ya da belge kullanılabilir.

    15. Sayfa
    15SOHBET ( SÖYLEŞİ ) Yazarın bir konu hakkındaki görüş ve düşüncelerini sanki biriyle konuşuyormuş gibi samimi bir üslupla kaleme aldığı gazete yazılarıdır. Yazar bu yazı türünde kendine bazı sorular sorar ve bunlara yanıtlar verir.style.visibilityppt_xppt_y

    16. Sayfa
    16Söyleşinin belirleyici özellikleri nelerdir?Düşünsel plânla yazılır.Yazar anlattıklarının doğruluğuna, okuyucusu ile olan bağına güvenmeli, anlattıklarını günlük konuşma havasıyla, fakat mantık çerçevesinden ayrılmadan anlatabilmelidir.Kolay okunabilir bir üslup yakalayabilmelidir.

    17. Sayfa
    17BİYOGRAFİ Biyografi, ünlü sanatçıların, ülkesine ve insanlığa yararı dokunmuş kişilerin yaşam öyküsünü anlatan eserdir. Bazen bir makale kadar kısa, bazen bir kitap olacak kadar uzun çalışmalardır. Biyografiler sayesinde o kişinin sanatı, düşünceleri, yaptığı işler hakkında bilgileniriz. Biyografiler aynı zamanda iyi bir belgeseldirler. Edebiyat alanında çalışacaklara ve yaşadığı dönemin özelliklerine kaynaklık eder.style.visibilityppt_xppt_y

    18. Sayfa
    18Biyografinin belirleyici özellikleri nelerdir?Düşünsel plânla yazılır.Biyografi, belgelere dayanılarak yazılır. Rivayetlere ve tartışmalara yol açacak bilgilere yer verilmez.Kaynak olarak, eğer yaşıyorsa, ünlü kişinin kendisine ulaşılır; eserleri, anıları incelenir; sağ değilse onun yakınlarına, onu tanıyanlara ulaşılır. Varsa daha önce yazılmış biyografi ve inceleme yazıları incelenir.Biyografi yazarı objektif olmak zorundadır. Kendi subjektif olamayacağı gibi, derlediği bilgilerden de subjektif olanları ayıklar.

    19. Sayfa
    19OTOBİYOGRAFİ Bir düşünürün, bir sanatçının kendi yaşam öyküsünü anlattığı eserdir. Kaynak olarak kişi kendini ve aile büyüklerinden aldığı bilgileri kullanır. Otobiyografi yazmak çok güçtür, çünkü insanın kendinden söz ederken objektif olması zordur. Otobiyografiler sayesinde o kişinin sanatı, düşünceleri ve imza attığı başarılı işler hakkında bilgileniriz. Otobiyografileri okumak, kendi deneyimlerimize bir yaşam deneyimini, yaşayanın ağzından katmak demektir. Sanatçıların nasıl başarıya ulaştıklarını bize otobiyografiler sunar.style.visibilityppt_xppt_y

    20. Sayfa
    20Otobiyografinin belirleyici özellikleri nelerdir?Otobiyografi düşünsel plânla yazılır.Otobiyografi, belgelere dayanılarak yazılır. Rivayetlere ve tartışmalara yol açacak bilgilere yer verilmez.Derlenen bilgiler bilimsel araştırma yöntemiyle bir araya getirilmelidir.Otobiyografi yazarı objektif olmak zorundadır.

    21. Sayfa
    21GÜNLÜK Kişinin kendi başından geçenlerini günü gününe anlatmasıdır. Anı türüne göre daha öznel ve samimidir.style.visibilityppt_xppt_y

    22. Sayfa
    22Günlüğün belirleyici özellikleri nelerdir?Günlükler iddia ve ispat yazıları değildir.Günlüklerde yaşanmakta olan anlatılır.Yayımlandığında, artık geçmişi anlattığı için bu yazılar da tarihe ışık tutar.Kimi olaylar tarihi olaylardır.

    23. Sayfa
    23ELEŞTİRİ Bir yazara veya esere yönelik olumlu veya olumsuz düşünce ve görüşleri içeren yazılara denir. Eleştiri de temeli düşünce olan yazı türüdür. Konu sınırlaması yoktur. Sanat, edebiyat ya da düşünce yazılarının içeriği ile bu içeriğin işlenişini, değerli ve değersiz yönlerini ortaya koyan bir yazı türüdür. Yazarın yazıyı kendine göre, yazıyı ilgilendiren topluma göre, kendi alanındaki diğer çalışmalara göre değerlendirdiği yazılardır.style.visibilityppt_xppt_y

    24. Sayfa
    24 Eleştirinin belirleyici özellikleri nelerdir?Düşünsel plânla yazılır.Konu, yazının sonuna dek değerlendirilmesi yapılan esere bağlı kalmalıdır.Eser ile ilgili, değerli ve değersiz diye gösterilen yargılar, eserden alınacak örneklere dayandırılmalıdır.Yazar, yargılarında belirli ölçülere bağlı kalmalı, eleştirileri nesnel olmalı,"beğendim, hoşuma gitti"... gibi öznel değerlendirmelerden kaçınmalıdır. Bunun yanında eleştiri yazısını okutacak olan elbette eleştiri yazarının kendine özgü konuyu ele alış biçimi, kendine özgü yorumlayışı ve anlatımındaki üslûbudur.Eleştirisi yapılan çalışma, bütün boyutlarıyla ele alınmalı, kendi türü içindeki bilimsel, sanatsal, toplumsal yere oturtulmalıdır. Alanındaki diğer çalışmalarla karşılaştırılarak bu türe kattıklarıyla, kendisinden beklendiği halde katamadıklarıyla ele alınmalıdır.

    25. Sayfa
    25HATIRAT (ANI) Sanat, bilim ve meslek dallarında ün yapmış kişilerin kendi başlarından geçen ve devirlerinde olup biten olaylarla ilgili duygu, düşüncelerini, bilgi ve gözlemlerini anlattığı yazılara anı denir. Anılardan ünlü kişilerin gizli kalmış yönlerini, tarihin bilinmeyen noktalarını öğreniriz. Anılarını anlatan kişi, kendi hayatını hikaye etmekten çok yaşadığı dönemin olaylarına ışık tutacak bir yol izler. style.visibilityppt_xppt_y

    26. Sayfa
    26Anı, geçmişle ilgili olduğu için günlükle karıştırıldığı olur. Günlük, günü gününe tutulur. Anı ise sonradan kaleme alınabilir. Günlükte yazar kendisini anlattığı halde, anıda başkalarına yönelik bir tutum izler. Anı, otobiyografiden de şu yönüyle ayrılır: Otobiyografi, doğrudan yazarın kendi yaşamını ele alır. Anı ise yazarın kendi yaşamı ile birlikte dönemini ve çevresini de ele alır. Anı anlatılırken içten, akıcı ve anlaşılır bir dil kullanılmalı, gereksiz abartılardan kaçınılmalıdır.

    27. Sayfa
    27 Anı, Batı edebiyatında en yaygın türlerdendir. Saint Simon (Hatıralar), Jean Jack Rousseau (İtiraflar), Chataubriand (Mezar Ötesinde Anılar) vb. pek çok sanat, siyaset ve fikir adamı anı türünde eser vermiştir.

    28. Sayfa
    28Edebiyatımızdaki en eski anı örneği Babür Şah’ın Babürname’sidir. Tanzimat’tan sonra anı türü, yaygınlaşmaya başlamıştır. Birçok sanat ve düşünce adamımız anılarını yazmıştır: Akif Paşa (Tabsıra),Namık Kemal (Magosa Hatıraları),Ziya Paşa (Defter-i Amal),Ahmet Rasim (Şehir Mektupları, Falaka, Eşkal-i Zaman),Halit Ziya (Kırk Yıl,Saray ve Ötesi),Hüseyin Cahit Yalçın (Edebi Hatıralar),Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Zoraki Diplomat, Vatan Yolunda), Falih Rıfkı Atay (Çankaya), Halide Edip Adıvar (Türk’ün Ateşle İmtihanı, Mor Salkımlı Ev, Hayat Parçaları), Abdülhak Şinasi Hisar (Boğaziçi Yalıları, Boğaziçi Mehtapları), Yusuf Ziya Ortaç (Portreler, Bizim Yokuş), Halit Fahri Ozansoy (Edebiyatçılar Geçiyor), Samiha Ayverdi (İbrahim Efendi Konağı,Boğaziçi’nde Tarih), Nurullah Ataç (Günce, Sanatçı Dostlarım), Selim İleri (Hatırlıyorum)...

    29. Sayfa
    29GEZİ (SEYAHAT) YAZISI Yurt içinde ve dışında yapılan gezilerde görülenlerin anlatıldığı yazı türüne gezi yazısı denir. Bu tür yazılar; gezilip görülen yerlere ilişkin bilgi vermek, o yerlerin güzelliklerini ve görülmeye değer yanlarını göstermek amacı taşır. Bu türde bir yazı okuyan kişi, anlatılan yerler hakkında bilgi sahibi olur. style.visibilityppt_xppt_y

    30. Sayfa
    30Dünya edebiyatında bu türde eser verenlerin başında Herodotos (Heredot), Marco Polo (Marko Polo), İbn-i Batuta gelir. Türk edebiyatında, 16. yüzyılda Babürşah’ın Doğu Türkçesiyle yazdığı Babürname’si ve Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik adlı eserleri gezi türünün ilk örnekleri kabul edilir. 17. yüzyılda yazılan Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si gezi türünün önemli eserlerinden biridir. 18. yüzyılda, Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet tarafından yazılan Sefaretname de gezi türünün örneklerindendir. Tanzimat’tan sonra, Avrupa’yı ve başka ülkeleri dolaşan yazarlar arasında gezi notlarını yazma merakı da artmıştır. Namık Kemal, Ali Suavi, Ziya Paşa gibi sanatçılar, yurt dışı gezilerini yazmışlardır.

    31. Sayfa
    31Gezi türünde eser veren yazarlarımızdan bazıları şunlardır:Ahmet Mithat Efendi: Avrupa’da Bir Cevelan Direktör Ali Bey: Seyahat JurnalıAhmet Ihsan Tokgöz: Avrupa’da Ne GördümCenap Şahabettin: Hac Yolunda, Afak-ı İrak, Avrupa MektuplarıMehmet Akif Ersoy: Berlin Hatıraları Ahmet Haşim: Bize Göre, Frankfurt SeyahatnamesiFalih Rıfkı Atay: Denizaşırı, Zeytin Dağı, Taymis Kıyıları, Yolcu DefteriSelahattin Batu: Romancero, Isviçre GünleriReşat Nuri Güntekin: Anadolu NotlarıAzra Erhat: Mavi YolculukHaldun Taner: Düşsem Yollara YollaraOktay Akbal: Hiroşimalar OlnıasınAttila İlhan: Abbas Yolcu

    32. Sayfa
    32TİYATRO (GÖRÜNÇ)TRAJEDİ VE KLASİK TRAJEDİNİN ÖZELLİKLERİKOMEDİ ve KOMEDİNİN ÖZELLİKLERİDRAM ve DRAMIN ÖZELLİKLERİGELENEKSEL TÜRK TİYATROSUMODERN TÜRK TİYATROSUÇAĞDAŞ TİYATROstyle.visibilityppt_xppt_ystyle.colorstyle.fontStylestyle.fontWeightstyle.textDecorationUnderlinestyle.colorstyle.fontStylestyle.fontWeightstyle.textDecorationUnderlinestyle.colorstyle.fontStylestyle.fontWeightstyle.textDecorationUnderlinestyle.colorstyle.fontStylestyle.fontWeightstyle.textDecorationUnderlinestyle.colorstyle.fontStylestyle.fontWeightstyle.textDecorationUnderlinestyle.colorstyle.fontStylestyle.fontWeightstyle.textDecorationUnderline

    33. Sayfa
    33TRAJEDİ VE KLASİK TRAJEDİNİN ÖZELLİKLERİYaşamın acıklı yönlerini, kendine özgü kurallarla sahnede yansıtmak; ahlâk, erdem örneği için yazılmış manzum tiyatro eserine trajedi denir.Trajedide üslup soyludur. Seçkin bir dil kullanılır.İzleyicide korku, heyecan, acındırma duyguları uyandırarak ders vermeyi amaçlar.Trajedilerde erdem ve ahlâka her şeyin üstünde yer verilir.Trajedi, konularını tarihten ve mitolojiden alır. Trajedilerde; çirkin sayılan vurma, yaralama, öldürme gibi olaylar, sahnede, seyircilerin önünde sergilenmez, bu olaylar sahne gerisinden duyurulur. style.visibilityppt_xppt_y

    34. Sayfa
    34Trajediler, manzum olarak yazılır. Trajedi beş perdeden oluşur.Kahramanlar olağanüstü varlıklar veya soylulardır: Tanrılar, tanrıçalar, yarı tanrılar vb.Trajedilerde üç birlik kuralı vardır. Bir eserin zaman, mekân (yer), olay birliği içinde verilmesine üç birlik kuralı denirZaman Birliği: Eserin konusunu oluşturan olay, 24 saat içinde geçer. Yer Birliği: Olayın baştan sona kadar aynı yerde geçmesidir.Olay Birliği: Piyesin tek bir ana olay çevresinde gelişmesidir.Klâsik trajedinin önemli yazarları şunlardır: Aiskhylos (Eşil-M.Ö. 6. yüzyıl), Sophokles (Sofokles-M.Ö.5. yüzyıl), Euripides (Öripides-M.Ö. 5. yüzyıl), Ennius (Enyus-M.Ö. 3. yüzyıl), Corneille (Korneyl-M.S. 17. yüzyıl), Racine (Raşin-M.S. 17. yüzyıl).

    35. Sayfa
    35KOMEDİ ve KOMEDİNİN ÖZELLİKLERİİzleyiciyi güldüren, eğlendiren ve eğlendirirken düşündüren tiyatro türüne komedi denir. Klasik komedinin özellikleri şunlardır:Komedide kişilerin ya da toplumun gülünç yanları ortaya konularak seyirciyi güldürme yoluyla düşündürme ve doğru yola yöneltme amacı güdülür.Konular günlük yaşamdan alınır.Kişiler çoğunlukla halk kesiminden kimselerdir.Acı veren olaylar (vurmak, yaralamak vb.) seyircinin gözü önünde gerçekleştirilebilir.Üslûpta soyluluk aranmaz; her türlü kaba sözlere ve şakalara yer verilir.Nazımla yazılır. (17. yüzyıl klâsik edebiyatında nesirle yazılmış komediler de vardır.)style.visibilityppt_xppt_y

    36. Sayfa
    36Trajediler gibi komediler de birbiri arkasından sürüp giden "diyalog" ve "koro" bölümlerinden oluşur. Eser ara vermeden oynanır, perde arası yoktur.Komedide de üç birlik kuralına uyulmuştur. Sonraları bu kuraldan vazgeçilmiştir. Başlıca Komedi Çeşitleri:Karakter Komedisi: İnsan karakterinin gülünç ve aksak yanlarını konu alan komedidir. Moliere'in Cimri, Shakespeare’in Venedik Taciri adlı eserleri karakter komedisidir. Töre Komedisi: Toplumun gülünç ve aksak yanlarını konu alan komedidir. Moliere'in Gülünç Kibarlar, Gogol'un Müfettiş, Şinasi'nin Şair Evlenmesi adlı eserleri töre komedisidir. Entrika Komedisi: Olayların şaşırtıcı biçimde düzenlendiği, çoklukla güldürmekten başka bir amaç güdülmeden yazılan komedidir. Moliere'in Scapin'in Dolapları, Shakespeare'in Yanlışlıklar Komedisi adlı eserleri entrika komedisidir.Entrika komedilerine vodvil de denilmektedir. Klâsik komedinin önemli yazarları şunlardır: Aristophanes, Menandros, Terentius, Plautus, Moliere…

    37. Sayfa
    37MOLİERE (Molyer) (1622-1673) Fransız komedisinin kurucusudur. Güldürürken düşündüren bir komedi anlayışını benimsemiştir. Moliére, insanın doğası gereği olan kusurlarının ancak komedinin gücüyle düzeltilebileceğine inanır.Önemli Eserleri: Gülünç Kibarlar, Kocalar Okulu, Kibarlık Budalası, Hastalık Hastası, Zoraki Tabip, Tartüffe (Tartüf). style.visibilitystyle.colorfillcolorstroke.colorfill.typestyle.colorfillcolorstroke.colorfill.typestyle.colorfillcolorstroke.colorfill.type

    38. Sayfa
    38DRAM ve DRAMIN ÖZELLİKLERİ Yaşamın acıklı ve gülünç yönlerini bir arada yansıtan tiyatro türüne dram denir. Komediler yalnız gülünç, trajediler de yalnız acıklı olayları canlandırmak için yazılmıştır.19. yüzyılda Fransa'da, yaşamın hem acıklı hem de gülünç yönlerini birlikte işleyen dram türü ortaya çıkmıştır. Dram türünün gelişimine 16. yy.da yaşayan İngiliz Shakespéare (Şekspir)'in önemli katkıları olmuştur. "Dramın özelliği gerçektir. Gerçek, yaratılışta, yaşamda olduğu gibi dramda da karşılıklı iki tipin; yüce ile gülüncün birleşmesinden doğar. Drama göre Doğada olan her şey sanatta da vardır."style.visibilityppt_xppt_y

    39. Sayfa
    39Dramın özellikleriÜç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.Hem acıklı hem de gülünç olaylar, yaşamda olduğu gibi bir arada bulunabilir.Olay, tarihin herhangi bir devrinden ya da günlük yaşamdan alınabilir.Kişiler halkın her kesiminden seçilebilir.Klâsik trajedi ve komedilerdeki Eski Yunan mitolojisine yönelik değerler yerine ulusal değerlere yönelme görülür.Acı veren olaylar (vurma, öldürme vb.) sahnede gösterilebilir.Perde sayısı yazarın isteğine bağlıdır.Hem şiirle hem düz yazıyla yazılabilir. Dram türünün önemli yazarları şunlardır: W. Shakespeare (16. yüzyıl), Goethe (Göte, 18.yüzyıl), Schiller (Şiller, 18.yüzyıl) Victor Hugo (19. yüzyıl).

    40. Sayfa
    40WİLLAM SHAKESPEARE(1564-1616) Shakespeare, dram türünün kurucusudur. İngiliz ve dünya edebiyatının en büyük sanatçılarından olan Shakespeare’in ayrıca öyküleri ve sone tarzında yazılmış şiirleri de bulunmaktadır. “To be or not to be (olmak ya da olmamak.)” Önemli Eserleri: Yanlışlıklar Komedisi, Kuru Gürültü. Beğendiğiniz Gibi, Hırçın Kız, Venedik Taciri, Fırtına, Romeo ve Juliette (Romeo ve Jülyet), Hamlet, Julius Caesar (Jul Sezar), Machbet (Makbet), Othello (Otello), Kral Lear (Kral Lir).style.visibilitystyle.visibilityppt_xppt_ystyle.colorfillcolorfill.typefill.onrrrrrstyle.colorfillcolorfill.typefill.onrrrrr

    41. Sayfa
    41GELENEKSEL TÜRK TİYATROSUMEDDAH: Tek kişilik gösteriye ve bu gösteriyi yapan kişiye verilen addır. Meddah bir mendil, sandalye ve bastonla gösterisini sunar.ORTA OYUNU: İzleyici ile çevrili bir alanda doğaçlama olarak oynanan oyuna denir. Orta Oyununun önemli iki kişisi Kavuklu ve Pişekar’dır. Ayrıca Arap, Kürt, Laz, Çerkez gibi tipler de vardır. Bölümleri: Mukaddime (Giriş)Muhavere (Söyleşme), Fasıl(Oyun), Bitiş KARAGÖZ: Gölge oyunu ve Küşteri Meydanı adını da alır. 17. yüzyılda yaygınlık kazanmıştır. İki önemli kişisi vardır. Karagöz; okumamış ama arif halk kişisini; Hacivat ise yarı aydın kişileri temsil eder. Ayrıca oyunda Zenne, Tuzsuz Deli Bekir, Matiz,Çelebi,Rum,Acem,Laz,Bebe Ruhi… gibi tipler bulunur.style.visibilityppt_xppt_y

    42. Sayfa
    MODERN TÜRK TİYATROSUTürk tiyatrosunun önemli yazarları ve tiyatro eserleri: Şinasi: Şair Evlenmesi (Batılı Anlamda İlk Tiyatro Eseri) Namık Kemal: Vatan Yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celaleddin Harzemşah, KarabelaAhmet Vefik Paşa: Zor Nikah, Zoraki Tabip, Azarya (Adaptasyon)…Recaizade Mahmut Ekrem: Çok Bilen Çok Yanılır, Afife Anjelik…Orhan Asena: Hürrem Sultan, Tohum Ve Toprak, Tanrılar Ve İnsanlar…Faruk Nafiz Çamlıbel: Canavar, Akın, Kahraman, Yayla Kartalı

    43. Sayfa
    43Necip Fazıl Kısakürek: Tohum, Bir Adam Yaratmak, Künye, Sabır Taşı, Nam-ı Diğer Parmaksız Salih, Reis Bey…Reşat Nuri Güntekin: Balıkesir Muhasebecisi, Tanrı Dağı Ziyafeti, Hülleci, Yaprak DökümüRecep Bilginer: Gazeteciden Dost, Sarı Naciye, Parkta Bir Sonbahar Günüydü…Turan Oflazoğlu: Deli İbrahim, Dördüncü Murat, Yine Bir Gülnihal,Cevat Fehmi Başkut: Harput’ta Bir Amerikalı, Büyük Şehir…Necati Cumalı: Boş Beşik, Susuz Yaz, Nalınlar, Mine…

    44. Sayfa
    44Turgut Özakman: Pembe Evin Kaderi, Ah Şu Gençler, Ben Mimar Sinan (Şu Çılgın Türkler’in Yazarı)Aziz Nesin: Toros Canavarı, Gol Kralı Sait Hopsait, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Sen Adamı Deli Edersin…M. Cevdet Anday: İçerdekiler, Mikado’nun Çöpleri, Dikkat Köpek Var,Müfettişler… Tarık Buğra: Akümülatörlü Radyo, Ayakta Durmak İstiyorum, İbiş’in Rüyası.

    45. Sayfa
    45ÇAĞDAŞ TİYATRO Çağdaş tiyatroda, tiyatro gelenekleri ve kuralları değişmiştir. Tiyatro artık, yaşamı olduğu gibi değil, görünmeyen iç yüzüyle yansıtır. Sanat, doğayı olduğu gibi tarif etmez. İnsanın çok zengin bir iç dünyası vardır. Bu iç dünya toplum ve doğa mantığına uymayabilir. Bu nedenle sahnede saçma gibi görünen sözler söylenebilir, dengesiz hareketlerle karşılaşılabilir. Ana çizgileri, yukarıda belirtilen tabloya uymakla birlikte günümüz tiyatrosu, görünüş amaçları birbirinden farklı iki kola ayrılmış bulunmaktadır.style.visibilityppt_xppt_y

    46. Sayfa
    46 a)Absürd (Uyumsuz/Saçma)Tiyatro: Absürd tiyatro, bir bakıma geleneksel tiyatronun kurallarını ve düzenlerini hiçe saymıştır. Olaylar arasında bağ kurulması her zaman şart olmayıp oyun, birbirine ilgisiz görünen sesler, sözle eylemler halinde sürüp gitmelidir. Absürd tiyatronun önemli yazarları şunlardır: Eugene lonesco (Ojen lyenesko), Samuel Beckett (Samuel Beket), John Osborn (Con Ozborn). Türk tiyatrosunda Güngör Dilmen’in “Canlı Maymun Lokantası” adlı eseri bu türün bir örneğidir. b) Epik (Destansı) Tiyatro: Bu tiyatro türünün önderi, Alman yazar Berthold Brecht(Bertol Bireht)’tir. Epik tiyatro, oyunun izleyiciyi büyülemesine karşıdır; temsil sırasında, izleyicinin oyuna kendini kaptırmasını ve büyülenmesini önlemek ister. Bunun için sahne, dekordan ve olaylardan uzak tutulur. İzleyiciye de temsilde gördüklerinin gerçek değil, bir oyun olduğu hatırlatılır. Epik tiyatronun önemli yazarları şunlardır: Arthur Adamov (Artur Adamov), Max Frisch (Maks Firiş), Frederich Dürrenmatt (Frederik Düremant). Türk tiyatrosunda Haldun Taner, “Keşanlı Ali Destanı” adlı eseriyle epik tiyatro örneği vermiştir.

    47. Sayfa
    47HALDUN TANER (1915—1986) Haldun Taner’in eserlerinde gözlemin, mizahın ve yerginin önemli yeri vardır. Büyük şehrin düzensiz ve çelişkilerle dolu yapısını yansıtan öyküleriyle tanınmıştır. Öykülerindeki yapıyı çağdaş tiyatro anlayışıyla birleştirerek sahneye taşımıştır. Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nu kurmuştur. Tiyatro Oyunları: Dışarıdakiler, Ve Değirmen Dönerdi, Fazilet Eczanesi, Lütfen Dokunmayın, Günün Adamı, Huzur Çıkmazı, Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Eşeğin Gölgesi, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı. style.visibilityppt_xppt_ystyle.visibility

Düzyazı Soru & Cevap

Bu yazı hakkında ilk soru soran sen ol..

Düzyazı Ek Bilgileri

Bu yazıya sende yeni bilgi ekleyerek gelişmesine yardımcı olabilirsin..

Yazı İşlemleri
Sponsorlu Bağlantılar
İlgili Yazılar
01 | Düzyazı
02 | Nazım
03 | Nesir
04 | Hatıra
05 | Mensur
Sen de Ekle

Sende, bu sayfaya

içerik ekleyerek

katkıda bulunabilirsin.

(Resim, sunum, video, soru, yorum ekle..)
Facebook Grubumuz